Amerika Birleşik Devletleri, İsrail Devleti ve İran İslam Cumhuriyeti arasında son dönemde tırmanan gerilimin ardından, Hürmüz Boğazı’nın stratejik önemi küresel ekonomi gündeminin ilk sırasına yerleşmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Araştırma Hizmetleri Başkanlığı tarafından bugün (4 Mart 2026) yayımlanan kapsamlı çalışma (“Rapor”), her ne kadar Türkiye’nin enerji portföyü çeşitlendirilmiş olsa da, Boğaz’ın olası bir kapanışının tetikleyeceği küresel "domino etkisinin" uluslararası işletmeler için kritik bir risk teşkil etmeye devam ettiğini vurgulamaktadır.
Dünyanın en kritik enerji geçiş noktası olan Hürmüz Boğazı’nın ekonomik büyüklüğü şu verilerle dikkat çekmektedir:
- Petrol Akışı: Günlük yaklaşık 20 milyon varil ham petrol ve petrol ürünü (küresel tüketimin yaklaşık %20'si).
- Gaz Piyasaları: Küresel LNG ticaretinin %20’si ve LPG ticaretinin %33’ü bu güzergâhtan geçmektedir.
- Türkiye’nin Risk Marjı: Türkiye’nin ham petrol ihtiyacının yaklaşık %20'si bu rota üzerinden karşılanmaktadır.
Rapor’daki en kritik husus, Boğaz’ın hukuki statüsüdür. Çalışma, Türkiye ile İran arasında bu konuda özel bir ikili anlaşma bulunmamasına rağmen, temel hukuki çerçeve olarak Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin (UNCLOS) esas alınması gerektiğini teyit etmektedir. Türkiye UNCLOS’a taraf değildir; İran ise sözleşmeyi imzalamış ancak henüz onaylamamıştır. Buna rağmen Rapor, UNCLOS hükümlerinin İran tarafından da uygulanması gerektiği görüşünü savunmaktadır.
UNCLOS çerçevesinde;
- Zararsız Geçiş ve Transit Geçiş: Ticari gemilerin transit geçiş hakkı uluslararası hukuk koruması altındadır.
- Ablukanın Hukuka Aykırılığı: Yüksek gerilim veya çatışma dönemlerinde dahi, Boğaz’ın uluslararası ticarete tek taraflı olarak kapatılmasına yönelik girişimler uluslararası deniz hukukunun ihlali sayılmaktadır.
Rapor ayrıca, bu durumun artık sadece bir "enerji krizi" olarak tanımlanamayacağı, asıl meselenin bir "Domino Etkisi" olduğu yönündeki perspektif değişikliğine dikkat çekmektedir. Boğaz’daki olası bir aksama; dünyanın üretim merkezi konumundaki Asya-Pasifik bölgesinde (Çin, Hindistan, Japonya, Güney Kore) devasa bir tedarik şokunu tetikleme riski taşımaktadır. Bu bağlamda, yarı iletkenler, otomotiv bileşenleri ve ilaç sektörlerinde ciddi darboğazlar yaşanabileceği öngörülmektedir. Çalışma aynı zamanda maliyet volatilitesi konusunda da uyarıda bulunarak; işletmelerin navlun sigortası primlerindeki ani dalgalanmalara (Harp Riski Ek Primleri) ve lojistik maliyet artışlarına hazırlıklı olması gerektiğini belirtmektedir.
Güncel gelişmeler ışığında stratejik tavsiyelerimiz en başta mücbir sebep (Force Majeure) maddelerinin incelenmesi ve ticari sözleşmelerin, jeopolitik aksamaları ve deniz ablukalarını "mücbir sebep" olarak kapsayıp kapsamadığının hukuki denetimden geçirilmesidir. Ek olarak, Basra Körfezi enerjisine bağımlı olan Asya-Pasifik menşeli 1. ve 2. derece tedarikçilere olan bağımlılığın analiz edilmesi ve tedarik zinciri çeşitlendirmesinin yararlı olacağı düşünülebilir. Son olarak, mevcut denizcilik ve ticari sigorta poliçelerinin, bölgesel istikrarsızlık kaynaklı risk teminat limitlerinin teyit edilmesi önem arz etmektedir.
Hukuk büromuz, Güneybatı Asya’daki jeopolitik gerilimlerden kaynaklanan hukuki ve düzenleyici değişiklikleri yakından takip etmektedir. Yaptırımlar ve karmaşık sınır ötesi ticaret düzenlemeleri, tedarik zinciri sözleşmelerinin yeniden yapılandırılması ve uluslararası uyuşmazlıkların çözümü süreçlerinde müvekkillerimize rehberlik etmekteyiz. Daha fazla bilgi için Enerji ve Altyapı veya Uluslararası Ticaret ekiplerimizle iletişime geçebilirsiniz.



