I. Giriş
Türkiye’nin ulusal egemenliğinin vücut bulduğu en önemli alanlardan biri olan liman sahalarındaki yetkileri, 4922 sayılı Denizde Can ve Mal Koruma Hakkında Kanun, 618 sayılı Limanlar Kanunu (“LK”), Limanlar Yönetmeliği gibi mevzuat hükümleri çerçevesinde düzenlenmektedir. LK’nın 7. maddesinin eski halinde her ne kadar batık bir gemi hakkında atılacak adımların ne olduğuna ilişkin bir düzenleme yer almakta idiyse de 28.11.2017 tarihli ve 7061 sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 5. maddesi ile LK’nın 7. maddesinde kapsamlı bir değişiklik (“Değişiklik”) yapılmıştır. Bu çalışmada, LK’nın 7. maddesinin 2017 değişikliğiyle birlikte klasik batık gemi rejiminden çıkıp liman idari sahasında risk odaklı, hızlı müdahale ve masrafın kamusal ön finansmanı esasına dayanan sui generis bir idari enkaz kaldırma rejimine dönüşmekle birlikte; alt düzenleme uyumsuzluğu, yargısal denetim hususu ve satış usulünün belirsizliği gibi nedenlerle uygulamasında karşılaşılan sorunlar üzerinde durulacaktır.
II. LK’nın 7. Maddesinin 2017 Değişikliğinden Önceki Durumu
LK 7. maddesi, liman başkanlıklarının batan gemilere ilişkin yetkilerini düzenlemektedir. Bu maddeye ek olarak, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (“TTK”) 1386. maddesi ile de hacizli gemilerin tehlike teşkil etmesi durumunda vaktinden evvel satılabilmesi için liman başkanına icra mahkemelerine başvurma yetkisi verilmiştir. Liman başkanlığı tarafından verilen süreye rağmen, enkaz sahibi tarafından enkaz çıkarılmadığı ve liman başkanlığı tarafından enkaz çıkarma işlemlerinin yapıldığı hallerde, liman başkanlığı tarafından enkaz çıkarma masraflarının ödenmesi ve enkazın teslim alınması amacıyla ilan verilir. Bu ilandan itibaren 15 gün içinde enkazın teslim alınmaması ve masrafların ödenmemesi halinde, liman başkanlığının başvurusu üzerine enkazın satışı yapılır ve elde edilen meblağ üzerinden liman başkanlığı yaptığı masrafları öncelikli olarak alır. Ancak maddenin Değişiklik öncesindeki metninin birçok konuda boşluklar barındırması, liman başkanlığının atması gereken adımlara ilişkin sürelerin belli olmaması, icra daireleri kanalıyla vaktinden evvel satış işlemlerinin uzun zaman alması, istenen amaca ulaşmada birtakım zorluklar yaşanmasına sebep olmuştur. Nitekim maddenin eski halinde, hangi gemilerin enkaz niteliğinde olduğu hususundaki belirsizlikler, acentenin enkaz kaldırmadan sorumlu tutulması gibi makul olmayan düzenlemeler yer almaktadır. Seyir emniyeti veya çevre bakımından tehlike yaratan enkazların hızlı ve emniyetli bir şekilde kaldırılamamasından kaynaklı idari ve mali sorunlar eleştiri konusu olmuştur. Bu sebeplerle, söz konusu maddede 2017 yılında kapsamlı bir değişiklik yapılmış ve Türkiye her ne kadar 2007 tarihli Enkaz Kaldırmaya Dair Uluslararası Nairobi Konvansiyonu’na (“Konvansiyon”) henüz taraf olmasa da liman başkanlıklarına Konvansiyon hükümleriyle paralellik içeren yetkiler tanınmıştır.
III. LK’nın 7. Maddesinin 2017 Değişikliğinden Sonraki Durumu
Yukarıda bahsi geçen sorunları bertaraf etmek amacıyla, 2017’de LK’nın 7. maddesinde aşağıdaki şekilde kapsamlı bir Değişiklik yapılarak Konvansiyon hükümlerine yakın bir düzen kurulmuştur. Böylelikle, liman başkanlıklarının idari sahalarındaki tehlikeli veya atıl durumdaki gemilere hızlı ve etkili bir şekilde müdahale edilebilmesi hedeflenmiştir. Maddenin güncel metni şöyledir:
“Madde 7 – (Değişik: 28/11/2017-7061/5 md.): Liman başkanlığı idari sorumluluk sahasında can, mal ve çevresel risk taşıyan veya seyir ve seferin selametine engel olabilecek suret ve vaziyette karaya oturmuş, yarı batık veya batık halde yahut terk edilmiş veya atıl halde bulunan gemileri ve eşyasını, geminin donatanı veya kaptanı, liman başkanı tarafından tayin edilecek bir süre içerisinde çıkarmaya veya bulunduğu yerden kaldırmaya mecburdur. Bu süre kırk beş günden fazla olamaz. Belirlenen müddet, gemi yabancı bayraklı ise geminin sicile kayıtlı olduğu devletin ilgili makamlarına, donatana ve kaptana bildirilir, bu kişilerin adresleri bilinmiyorsa herhangi bir uluslararası denizcilik bülteninde ilan edilir. Gemi Türk bayraklı ise donatan veya kaptana bildirilir. Bu kişilerin adresleri bilinmiyorsa yurt düzeyinde dağıtımı yapılan ve tirajı yüz binin üzerinde olan bir gazetede ilan edilir. Ayrıca gemi veya gemi vasfını kaybetmiş eşya hacizli ise durum haciz işlemini gerçekleştiren icra dairesine de bildirilir. Teknik veya meteorolojik zorunluluk nedeni ile ilgililer tarafından yapılacak itirazlar üzerine bu süreler, liman başkanı tarafından kırk beş günü aşmamak üzere uzatılabilir.
Tayin edilen süre içinde birinci fıkra uyarınca bildirimde bulunulanlara ulaşılamaması veya ulaşılsa dahi ilgililer tarafından geminin çıkarılmasından ya da bulunduğu yerden kaldırılmasından imtina edilmesi halinde; gemi ve eşyasını, liman başkanı çıkarmaya, çıkarttırmaya, bulunduğu yerden kaldırmaya, kaldırtmaya, imha ettirmeye, satmaya ve sattırmaya yetkilidir. Satış işlemi, liman başkanlıkları tarafından yerine getirilir ve satış aşamasına kadar yapılan masraflar Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı Döner Sermaye İşletmesinden karşılanır. Yapılan masraflara karşılık gelen tutar, Bakanlık Döner Sermaye İşletmesine gelir kaydedildikten sonra artan tutar, gemi ve eşyası üzerinde haciz var ise ilk haczi koyan dosyaya gönderilir ve mevzuata göre sıra cetveli yapılarak alacaklılara dağıtılır. Bu işlemler sonucu artan bir tutarın bulunması halinde, söz konusu tutar beş yıl içinde müracaat edilmesi halinde hak sahibine ödenmek üzere Bakanlık Döner Sermaye İşletmesi nezdinde emanet hesabına kaydedilir. Satış sürecinde adli veya idari makamlara yapılacak itirazlar ya da başvurular satışı durdurmaz. Satılan mal takyidattan âri olarak alıcıya teslim edilir.
Yukarıda belirtilen durumlar dışında, liman başkanlığı idari sorumluluk sahasında bulunan gemilerin; seyir, can, mal, çevre güvenliği ve emniyet bakımından ciddi tehlike oluşturabileceği durumlarda, gemi veya deniz aracı hakkında herhangi bir mahkeme kararı, adli veya idari tedbir olsa dahi, liman başkanı, birinci fıkradaki sürelere bağlı kalmaksızın geminin emniyetli bir yere nakli de dâhil olmak üzere her türlü tedbiri almaya yetkilidir. Bu durumlarda alınan tedbirlerin masrafı gemi donatanı tarafından karşılanır. Gemi donatanının bu masrafları otuz gün içerisinde ödememesi halinde; barınma haricindeki masraflar Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tarafından karşılanır ve yukarıdaki hükümler uygulanır.
Bu maddenin uygulanmasına ilişkin düzenlemeleri yapmaya Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı yetkilidir.”
Maddede yapılan değişiklikler genel hatlarıyla aşağıdaki başlıklar altında toplanabilir:
1. Yetki: Maddenin eski metnindeki işlemler bakımından Maliye Bakanlığı’na bağlı mal müdürlükleri yetkili kılınmış iken yeni düzenlemede enkazın tespiti, süre tayini, enkazı çıkarma kararı, imha kararı ve enkazın satışı için başvuru yetkileri Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’na bağlı liman başkanlıklarına devredilmiştir.
2. Kapsam: Eski düzenlemenin kapsamı sadece “seyir ve seferin selametine engel olabilecek surette batan gemi ve eşya” ile sınırlı iken yeni düzenlemede maddenin kapsamı “can, mal ve çevresel risk taşıyan veya seyrüsefere engel olabilecek vaziyette batan, karaya oturmuş, yarı batık, terk edilmiş, atıl gemi ve eşya” olarak genişletilmiştir. Madde gerekçesine göre, geminin eşyası ifadesine geminin yükü, yakıtı ve yağı da dâhildir. LK’da bu kavramlar tanımlanmamış olsa da Konvansiyon’un 1. maddesinin 4. fıkrasındaki enkaz tanımı yol gösterici olabilir. Buna göre enkaz, bir deniz kazasını müteakip; (i) batmış veya karaya oturmuş bir gemiyi ya da (ii) batmış veya karaya oturmuş bir gemide bulunan veya bulunmuş olan herhangi bir madde dâhil olmak üzere, batmış veya karaya oturmuş bir geminin herhangi bir parçasını ya da (iii) bir gemiden ayrılarak denizde kaybolan ve karaya oturmuş, batmış ya da denizde sürüklenen bir maddeyi ya da (iv) tehlikedeki gemi veya her türlü eşyaya yardım etmek için etkili tedbirlerin zaten alınmadığı bir durumda batmak veya karaya oturmak üzere olan ya da batması veya karaya oturması makul bir beklenti oluşturan bir gemiyi ifade etmektedir.
Kapsam bakımından önemli olan diğer bir husus, liman başkanlığının yetkilerinin kendi idari sorumluluk sahalarıyla sınırlandırılmış olmasıdır. Liman başkanlıklarının idari sorumluluk sahaları dışında gerçekleşen batık, karaya oturmuş, terk edilmiş veya atıl gemiler bakımından idare aynı yetkilere sahip değildir.
3. Süre: Eski düzenlemede, liman başkanlığının enkazı kaldırmak için gemi donatanına vereceği süre bakımından “kısa bir müddet” ifadesine yer verilerek üst sınır belirtilmemiş iken yeni düzenlemede bu sürenin kırk beş günden fazla olamayacağı düzenlenmiştir. Şartların oluşması halinde bu süre uzatılabilecek olup teknik veya meteorolojik zorunluluk sebepleriyle, taraflarca itiraz edilmesi halinde bu süre, liman başkanı tarafından kırk beş günü aşmamak üzere uzatılabilir.
4. Yükümlüler: Maddenin eski halinde, enkaz kaldırma yükümlüleri “gemi sahibi, kaptan ve acente” olarak yer almaktaydı; ancak Değişiklik ile yükümlüler “donatan ve kaptan” olarak değiştirilmiştir. Doktrinde, acentenin enkaz kaldırma yükümlülerinden biri olmaktan çıkarılması doğru bulunsa da kaptanın halen enkaz kaldırma yükümlüleri arasında yer alması eleştirilmektedir. Kaptan, donatanı temsilen birçok yetkiye sahiptir ancak enkaz kaldırmadan kaptanı doğrudan yükümlü kılarak fazlasıyla ağır bir yükümlülük altına sokulduğu değerlendirilmektedir. Bu düzenlemenin amacı mümkün olan en kısa sürede enkazın kaldırılmasını sağlamak olduğundan, finansal açıdan donatandan daha güçsüz olması beklenen kaptanın enkaz kaldırma işlemlerinden donatan ile yükümlü olmasının amaca ulaşmada bir etkisi bulunmamaktadır. Zira nihayetinde kaptan, donatanın bir çalışanıdır. Liman başkanlığının acil durumlarda muhatap bulma ihtiyacı nedeniyle, bildirim ve ilk tedbirler bakımından kaptanın muhatap olarak görüldüğü ileri sürülebilir ancak kaptanın yükümlülüğünün bildirimlerin muhatabı olmakla sınırlı tutulması, mali ve fiili olarak enkazı kaldırma yükümlülüğünün ise donatan üzerinde yoğunlaşması daha isabetli olacaktır. Uygulamada, donatandan ziyade genellikle gemilerin sigortacıları tarafından enkaz kaldırma işlemlerinin yürütüldüğü görülmektedir. Zira gemilerin P&I (Koruma ve Tazmin) sigortacıları, genellikle enkaz kaldırma yükümlülüğünü de teminat altına almaktadır.
IV. Liman Başkanlığının Yetkileri
LK’nın 7. maddesinin 1. fıkrasına göre, belirtilen süre içinde gemi ilgililerine ulaşılamaması veya gemi ilgililerinin liman başkanlığının talimatlarına uygun hareket etmemesi halinde, liman başkanlığı gemi ve eşyası üzerinde aşağıdaki hususlarda adım atmaya yetkilidir:
- Çıkartmak, çıkarttırmak
- Bulunduğu yerden kaldırmak, kaldırtmak
- İmha ettirmek
- Satmak, sattırmak
Madde metninden anlaşıldığına göre, liman başkanlıkları geminin mevcut durumu neyi gerektiriyorsa seyir emniyetini ve çevre kirliliği risklerini engellemeye yönelik her türlü adımları atma konusunda yetkilendirilmiştir. Söz konusu maddenin temel amaçlarından biri enkaz kaldırma süreçlerini hızlı bir şekilde sonuçlandırmak olduğundan; satış sürecinde ileri sürülebilecek her türlü adli veya idari itiraza karşı da korunmuşlardır. Maddenin genel anlamda temel amacı, liman başkanlığı tarafından yapılan masrafların en hızlı şekilde tahsilinin sağlanması ve kamu zararının önüne geçilmesidir.
Batan, karaya oturan, terk edilen veya atıl bırakılan bir gemi söz konusu olduğunda, çevreye verilebilecek zararları en aza indirmek amacıyla gerek geminin sigortacısı gerekse liman başkanlıkları tarafından atılan ilk adım geminin yakıtını ve yükünü tahliye etmektir. Ardından, durumun şartlarına göre gemi gövdesinin sökümü veya deniz tabanından çıkarılması hususları değerlendirilir. Yakıt ve yükün tahliye edilmesinden sonra, seyir veya çevre açısından bir risk oluşturduğu kanıtlanmayan batıkların çıkarılması gerektiği hususunda emsal bir uygulamaya rastlanmamıştır. Zira böyle bir batığın çıkarılması için risk yarattığının bilimsel olarak kanıtlanması gerektiği ileri sürülebilir.
Batık, yarı batık, karaya oturmuş, terk edilmiş gemilerin, bir deniz alacağı sebebiyle aleyhlerine ihtiyati haciz işlemi uygulanması olasılığı yüksektir. Böyle bir durumda, geminin liman başkanlığı tarafından satılarak kendi masrafları karşılandıktan sonra, eğer geriye bir tutar kalırsa bu tutarın, haczi ilk koyan icra dosyasına gönderilmesi gerekmektedir. Bu aşamadan sonra artan tutar bakımından yapılacak paylaşım, icra dairesi tarafından yapılacak sıra cetveline göre belirlenir. Bu işlem sonucundaki bakiye tutar, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın emanet hesabında beş yıl süreyle bekletilir. Satış işlemlerinin nasıl yapılacağını açıklayan ve işlemlere aleniyet kazandıracak bir alt düzenleme bulunmamaktadır ancak doktrinde buna ilişkin bir düzenleme beklentisi mevcuttur.
Satılan gemi ve eşyasının mülkiyeti, üzerinde herhangi bir sınırlama olmaksızın alıcıya teslim edilir dolayısıyla bu kuralın TTK’nın 1388. maddesinin 2. fıkrasının 1. cümlesiyle paralellik gösterdiği anlaşılmaktadır.
LK’nın 7. maddesinin son fıkrasında ise liman başkanlıklarının yetkileri bakımından herhangi bir boşluk doğmasını engellemek amacıyla tamamlayıcı bir hükme yer verilmiştir. Bu fıkraya göre, bir gemi batmış, karaya oturmuş, yarı batık, terk edilmiş veya atıl olmasa da; seyir, can, mal, çevre güvenliği bakımından ciddi tehlike oluşturuyorsa, liman başkanlıkları mevcut riskleri bertaraf etmek amacıyla her türlü tedbiri almaya yetkilidir.
V. Bildirimler
Liman başkanlığı tarafından gemi donatanı veya kaptanına gemiyi çıkarması veya bulunduğu yerden kaldırması için verilen süre, aşağıdaki kurumlara bildirilir.
- Gemi veya eşya üzerinde haciz uygulanmışsa, ilgili icra dairesine bildirim yapılır.
- Gemi Türk bayraklı ise; donatan veya kaptanına bildirilir. Donatana veya kaptana ulaşılamaması halinde ülke genelinde dağıtımı yapılan ve tirajı yüz binin üzerinde olan bir gazetede ilan edilir.
- Gemi yabancı bayraklı ise; geminin sicile kayıtlı olduğu devletin ilgili makamlarına, donatana ve kaptana bildirilir; bu kişilerin adresleri bilinmiyorsa herhangi bir uluslararası denizcilik bülteninde ilan edilir. Bildirim için bayrak devleti değil, sicil devleti tercih edilmiştir. Sicil ve bayrak devletlerinin aynı devlet olması halinde bir sorun olmayacaktır ancak bu devletlerin farklı olması halinde, liman başkanlığı tarafından verilen sürenin bayrak devletine de bildirilmesi enkaz kaldırma işlemlerinin güvenli ve koordineli yapılması bakımından faydalı olacağı değerlendirilmektedir.
VI. Liman Başkanlıklarının Yetkilerinin Uygulamaya Yansımaları
Liman başkanlıkları, devletin egemenlik hakkına dayalı olarak idari sorumluluk sahaları içinde gerçekleşen olaylar bakımından geniş yetkilerle donatılmışlardır. Ancak uygulamaya baktığımızda, liman başkanlıkları batan bir gemiyi bizzat çıkartıp satış yetkisini kullanmakta mıdır? Liman başkanlıklarının bu konuda mümkün olduğu kadar kamu kaynaklarından harcama yapmaksızın enkazın kaldırılmasını sağlama eğiliminde oldukları görülmektedir.
1. 2016 tarihli bir Yargıtay kararında, Florya açıklarında şiddetli hava koşulları nedeniyle parçalanan bir geminin kurtarma, enkaz kaldırma ve çevre temizliği masrafları, ticari bir uyuşmazlık konusu olmuştur. Gemi kısmen karaya oturmuş ve yakıtıyla birlikte kısmen batmıştır. Davacı şirket, enkazın kaldırılması için geminin P&I Kulübü tarafından görevlendirilmesi üzerine, gemideki yakıtı tahliye ettikten sonra, enkazın bir kısmını kaldırmıştır. Daha sonra bu masrafların donatandan tahsilini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesi, davacının kamu otoritesinin talimatları doğrultusunda hareket ettiğini belirterek; davalı bakımından sözleşme, haksız fiil, sebepsiz zenginleşme veya vekaletsiz iş görme hükümlerine dayanarak sorumluluk kurulamayacağından pasif husumet yokluğu sebebiyle davanın reddine karar vermiştir. İlk derece mahkeme kararının temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay, davacının kamu otoritesinin talimatlarına uymasının, masrafların gemi sahibinden talep edilmesine engel oluşturmadığı sonucuna varmıştır. Dava konusu olayda, liman başkanlığı tarafından donatana verilen süre zarfında, geminin P&I Kulübü tarafından bir enkaz kaldırma şirketi atanmıştır. Her ne kadar kararda bu noktada açıklık olmasa da P&I Kulübün, üyesi donatan ad ve hesabına atama yapmış olması muhtemeldir. Bu şirketin atanmasının temel sebebi her ne kadar liman başkanlığı tarafından donatana verilen kamusal bir emir olsa da mevzuat gereğince donatanın her hâlükârda enkaz kaldırma yükümlülüğü bulunduğu için; doğan masraflardan donatanın sorumlu olduğu belirlenmiştir. Yargıtay’ın bu kararı, enkaz kaldırma faaliyetlerinin bir kamu otoritesi tarafından zorunlu kılınmış olduğu hallerde de bu faaliyetleri yerine getiren kişinin donatandan masraflarının tazminini talep edebileceğini göstermektedir.
2. 2020 tarihli bir Danıştay kararındaki uyuşmazlıkta, liman başkanlığının gemilerin satışına ilişkin kararının usule uygun olmadığı gerekçesiyle ihalenin iptali talep edilmiştir. Dava konusu olayda Türk bayraklı iki adet tanker gemisinin uzun süre atıl halde beklemesi, tamir kabul etmez olması ve çevresel risk barındırması sebepleriyle LK’nın 7. maddesi çerçevesinde kaldırılmaları donatanlarından talep edilmiştir. Verilen süre içinde gemilerin kaldırılmaması üzerine, liman başkanlığı tarafından gemilerin satışına karar verilmiştir. Bu karar, ilgili icra dairesine bildirilmiştir. Ancak icra dosyasında gemiler için belirlenen bedel ile idare tarafından belirlenen bedel arasında fahiş bir fark meydana gelmiştir. Liman başkanlığı tarafından belirlenen bedellerin, icra dairesi tarafından belirlenen bedellerden fazlasıyla düşük olması sebebiyle liman başkanlığı tarafından belirlenen düşük bedeller üzerinden gemilerin satılması halinde borçlu donatanların ciddi bir mağduriyeti oluşacağı gerekçesiyle ihalelerin iptali talep edilmiştir. Ayrıca, satış kararının sadece bir kez ilana çıkarılmasından dolayı 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu uyarınca ihalelerin ilanı bakımından aranan şekil şartlarına uygun bulunmaması iptal talebinin başka bir gerekçesidir.
İlk derece mahkemesi, bilirkişi raporundaki “Geminin mürettabatsız ve kontrol edilemez durumda olması, geminin düşük bordaya sahip olması ve sahile yakın olmasından dolayı her türlü kötü niyetli insanın çıkmasına müsait olması ve gemilerde bulunan yakıt vb. patlayıcı maddeler ile insan sağlığına ve çevreye zarar verebilecek kimyasal maddelere kolayca ulaşılabilir olması gemilerin yangın, su alma ve batma riskini daha da arttırmaktadır. Geminin yol ve denize elverişli olmadığı, seyir, can, mal, çevre güvenliği ve emniyeti yönünden su alma/batma, yangın risklerinin yüksek olduğu, Marmara Denizi ve boğazları da kapsayacak bir çevre felaketine sebep olabileceği ve kötüleşen durum nedeniyle bu riskin artacağı, eşya, insan ve çevre güvenliği açısından tehlike oluşturacağı barizdir.” şeklindeki açıklamalar çerçevesinde dava konusu ihale işlemini hukuka uygun bulmuş ve davanın reddine karar vermiştir. Danıştay, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'nun 17. maddesinde, ihalenin yapılacağı yerde günlük çıkan bir gazetede en az bir gün aralıkla yayımlanmak suretiyle iki defa ihalenin duyurulacağının, gazete ile yapılacak ilk ilan ile ihale günü arasının on günden, son ilan ile ihale günü arasının beş günden az olamayacağının kurala bağlandığını; dava konusu ihalelerde ise en az bir gün aralıklarla iki defa ilan yapılması ve ilanlar arası asgari süre şartlarına uyulmadan bir kez ilan yapılmakla yetinildiğinden kanunun öngördüğü ihale usulüne uygun işlem tesis edilmediği gerekçesiyle ilk derece mahkeme kararının bozulmasına ve dava konusu işlemin iptaline karar vermiştir.
3. 2024 yılında Ambarlı Marport Limanında yükleme operasyonu sırasında AMNAH isimli konteyner gemisinin batması olayı, gemilerin P&I sigorta poliçelerinin denetiminin önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Olaydan sonra yapılan kontrollerde, geminin Şili merkezli Los Andres de Proteccion de Indemnizacion isimli bir şirket tarafından sigortalandığı anlaşılmıştır. Ancak söz konusu şirket ile irtibat kurma çabaları sonuçsuz kalmış ve poliçenin geçerliliğinin sigortacının internet sitesinden doğrulatılmasına rağmen sigortacı tarafından geçerli bir poliçenin varlığı reddedilmiştir. Gemi enkazı liman işletmesi tarafından kendi imkânlarıyla kaldırılmıştır. Bu olay sonrasında Türkiye, Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) Deniz Hukuku Komitesi’ne “Sigortacının Sorumlulukları ve Sigorta Poliçelerinin Doğrulanması” konulu bir bildiri göndermiştir. Bu bildiride, bahse konu olaya dikkat çekilerek uluslararası mevzuat gereği gemilerin bulundurmak zorunda oldukları sigortaların varlığı, geçerliliği ve doğrulanmasının önemi hakkında farkındalık oluşturulması amaçlanmıştır.
4. 8203622 IMO numaralı NATALIA gemisi, Rusya’dan yüklediği sodyum karbonat cinsi yükü taşırken 19 Aralık 2018 tarihinde Şile’de karaya oturmuştur. Şile Liman Başkanlığı, LK’nın 7. maddesi uyarınca kendisine verilen yetkiler çerçevesinde, geminin bulunduğu yerden kaldırılması için donatana süre vermiştir. Şile Liman Başkanlığı tarafından verilen süreler zarfında donatan tarafından gerekli adımların atılmaması üzerine, liman başkanlığı geminin satış işlemlerini başlatmıştır. LK ve Devlet İhale Kanunu kapsamında yürütülen ihale, açık teklif usulüyle yapılmış ve bir geri dönüşüm şirketi ihaleyi kazanmıştır. Her ne kadar gemi aleyhine başlatılan icra dosyaları olsa da; gemi ve üzerindeki yük, LK’nın 7. maddesi gereği her türlü takyidattan ari olarak taşınır mülkiyeti iktisabı hükümleri uyarınca 20 Aralık 2019 tarihinde yerinde söküm yapılmak üzere alıcı geri dönüşüm şirketine satılmıştır.
Alıcı şirket, ihale şartnamesindeki gerekli tedbirleri alarak enkaz kaldırma işini en fazla 45 günde tamamlayacağını taahhüt etmiş olsa da Karadeniz’deki hava ve deniz koşullarının işin süresi içinde tamamlanmasına müsaade etmemesi sebebiyle enkaz kaldırma çalışmaları 22,5 ay sürmüştür. Alıcı şirket, enkaz kaldırma işleminden doğan alacaklarının tazminini geminin P&I Kulübünden talep etmiştir. İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nde görülen davada, aşağıdaki gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir:
- Davacı alıcının, ihaleye teklif vermeden önce araştırma yaparken geminin bulunduğu yerde söküleceğini göz önünde bulundurarak söküm, taşıma, yol açma işlemlerini dikkate alınarak süre ve fiyat belirlenmesi gerektiği;
- Geminin önceki malikinin, mülkiyet hakkını LK’nın 7. maddesi uyarınca kaybettiği ve dolayısıyla sorumluluk sigortacısının davacı alıcıya karşı sorumlu bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
Kararda, geminin liman başkanlığı aracılığıyla satışı yapılması halinde geminin önceki malikinin mülkiyet hakkı sona erdiği için sigortacısının da sorumluluğunun sona erdiği değerlendirilmiştir. İhale yoluyla satış yapılmadan önce geminin “gemi” vasfını yitiren ve taşınır mal mülkiyetine tabi olan bir eşya halinde gelmiş olması sebebiyle yapılan faaliyetin kurtarma değil, enkaz kaldırma faaliyeti olduğu hususu vurgulanmıştır. Davacı, yerel mahkeme kararına karşı istinaf başvurusunda bulunmuş ancak istinaf mahkemesi yerel mahkeme kararını hukuka uygun bularak başvuruyu reddetmiştir. Söz konusu dosya hâlihazırda Yargıtay incelemesi aşamasındadır.
VII. SONUÇ
LK 7. madde düzenlemesi, Türkiye’nin liman devleti olarak egemenlik hakkına dayanmaktadır. Liman idari sınırları dahilinde bulunan gemiler, liman devletinin milli düzenlemelerine uymakla yükümlülerdir. Bu düzenlemelere aykırı hareket edilmesi halinde, diğer bir ifadeyle, üstün kamu menfaatleri gereğince can, mal ve çevresel risk taşıyan veya seyir emniyetine engel olabilecek durumlarda çoğu liman devleti gibi Türkiye de münhasıran kullanabileceği yetkilerle donatılmıştır.
LK 7. madde değişikliğinin gerekçesine düşülen muhalefet şerhinde, değişiklik yapılırken sektör temsilcilerinin görüşlerine başvurulmadığına, idari prosedür sürelerini kısaltmak amacıyla Değişilik’in Anayasaya aykırılık içeren hükümler ihtiva ederek yürürlüğe girdiğine vurgu yapılmıştır. Bu açılardan madde metni eleştiriye açık olsa da; liman başkanlıklarına Konvansiyon’a paralel yetkiler tanınması, uluslararası sözleşmelerle uyum bakımından önem arz etmektedir. Bu yetkileri tamamlayıcı adımlar atılarak, alt düzenlemelerin kanunla uyumlaştırılması, satış usulünün detaylarının belirlenmesi, sigorta doğrulama mekanizmasının güçlendirilmesi, yargısal denetim ile acil müdahale ihtiyacı arasında daha açık ve isabetli bir denge kurulması uygun olacaktır.

