Makale:

COVID-19’UN SÖZLEŞMELER ÜZERİNDEKİ OLASI ETKİLERİ: AŞIRI İFA GÜÇLÜĞÜ

COVID-19’UN SÖZLEŞMELER ÜZERİNDEKİ OLASI ETKİLERİ: AŞIRI İFA GÜÇLÜĞÜ

Bu yazı, Kovid-19 sürecine ilişkin yayımladığımız birçok bilgilendirme makalesinden yalnızca biridir. “Koronavirüse Hukuki Bir Bakış” sayfamıza ve diğer makalelerimize ulaşmak için buraya tıklayınız.

Tüm dünyayı etkisi altına alan ve önümüzdeki aylarda da bu etkilerini sürdürmesi beklenen Covid-19 virüsü, teşkil ettiği tehlike nedeniyle hayatı durma noktasına getirmiştir. Virüsün yayılma hızı ve tedavi sürecinin uzunluğu nedeniyle sağlık sektöründeki olası bir çöküşün engellenmesi bakımından milyonlarca insan evlerinde kalmaya teşvik edilmektedir. Tüm dünya üzerinde, bu denli yüksek sayılarla ifade edilen insanın haftalar ve belki de aylar boyunca hastalık ya da koruyucu tedbirler kapsamında ekonomik hayata katılamamasının gerek işgücü teminini gerekse tedarik zincirleri ile ulusal ve uluslararası ticari ilişkiler üzerinde kısa ve uzun vadeli etkilerinin olacağı da şüphesizdir. Bu bağlamda, birçok gerçek ve tüzel kişinin de sözleşmeler ile üstlenmiş oldukları yükümlülükleri yerine getirememesi veya bu yükümlülükleri yerine getirmenin kendileri bakımından son derece güçleşmesi kaçınılmazdır.

Mevcut ekonomik durum ve ticari ilişkilere büyük ölçüde etkilemesi beklenen böyle bir durumda, okuyucularımızı bilgilendirmek üzere Türk Borçlar Kanunu’nda yer alan aşırı ifa güçlüğü kavramı ve aşırı ifa güçlüğü halinde sözleşme taraflarının sahip olduğu imkânlar üzerine bir değerlendirmeyi içerir bu yazımızı hazırladık.

Aşırı İfa Güçlüğü Kavramı

Öncelikle, sözleşmeler hukuku bakımından hâkim olan ilkenin, tarafların akdettikleri sözleşme hükümleri ile bağlı olması ve edimlerini buna uygun biçimde ifa etmesi anlamına gelen ahde vefa (pacta sundt servanda) olduğunu belirtmek gerekir. Fakat bazı durumlarda, bu ilkenin sıkı sıkıya uygulanmasının da birtakım adaletsizliklere sebep olduğu görülmüş ve bu adaletsizliklerin giderilmesi amacıyla hukuk sistemlerince farklı düzenlemeler benimsenmiştir. Türk Borçlar Kanunu (“TBK”)’nun 138. maddesinde yer alan aşırı ifa güçlüğü kavramı da yukarıda bahsedilen düzenlemelerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. İlgili madde:

  • Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır.                                                                                                  Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır.

ifadeleriyle düzenlenmiştir.

Madde metni doğrultusunda, herhangi bir sözleşme ilişkisi bakımından aşırı ifa güçlüğünden bahsedebilmek için aşağıda belirtilen şartların bir arada gerçekleşmiş olması gerekmektedir:

  • Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durumun ortaya çıkması,
  • Bu durumun borçludan kaynaklamayan sebeplerle ortaya çıkmış olması,
  • Bu durum sebebiyle, sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olan olguların borçludan ifanın istenmesini dürüstlük kuralına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değişmesi ve
  • Borçlunun borcunu henüz ifa etmemiş veya aşırı ölçüde güçleşen ifadan dolayı haklarını saklı tutarak ifa etmiş olmasıdır.

Konu ile ilgili olarak, bizim de tâbi olduğumuz Kıta Avrupası hukuk doktrini son derece geniş olup, bu yazımızda hukukçu olmayan okuyucularımıza da hitap edebilmek açısından doktrinde yer alan tartışmalardan ziyade mevcut düzenleme ve Türk hukuk doktrininde çoğunluk tarafından kabul edilen görüşler üzerinden kavram ve uygulaması açıklanmaya çalışılacaktır.

Bu doğrultuda, açıklığa kavuşturulması gereken ilk konu aşırı ifa güçlüğü hâlinin borcun kısmen ya da tamamen sona ermesine sebep olan ifa imkânsızlığından farklı bir kavram olduğudur. Nitekim, imkânsızlık hâlinde borçlunun ifada bulunma imkânı kısmen ya da tamamen ortadan kalkmış olmasına karşın; aşırı ifa güçlüğü hâlinde ifa mümkün olmakla birlikte, dürüstlük kuralı uyarınca borçludan talep edilemeyecek ölçüde ağırlaşmıştır ve ağırlaşan durumun sözleşmenin kurulması anında ilgili sözleşmeden beklenen menfaati sağlamak bir yana, artık bir külfet halini aldığını söylemek yerinde olacaktır.

Sözleşme serbestisinin esas olduğu mevcut düzende, tarafların sözleşmelerini Mahkeme’ye başvurmadan, eğer var ise sözleşmelerinde yer alan uyarlama hükümleri çerçevesinde; böyle bir sözleşme maddesinin bulunmaması durumunda ise ağırlaşan edim yükümlülüklerini yeniden müzakere ederek sözleşmelerini tadil etme imkânları bâkidir1. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus, ilgili sözleşme değişikliklerinin, sözleşme sistematiğine uygun biçimde yapılması ve değişiklikten etkilenecek diğer maddelerin de bu değişiklik kapsamında müzakere ve tadil edilmesidir. Bu doğrultuda, sonradan yaşanabilecek olumsuz durumları bertaraf etmek bakımından, okuyucularımıza bu tarz sözleşme tadillerinin bir hukukçu tarafından yapılmasını tavsiye ederiz.

Yukarıdaki kısa açıklamamızdan sonra, şayet sözleşmenin tarafları sözleşme tadilini karşılıklı müzakere ile gerçekleştiremezse sözleşme ile üstlenilen borcun ifası kendisinden beklenemeyecek derecede ağırlaşan taraf BK m. 138 düzenlemesinden faydalanarak Mahkeme’den ilgili sözleşmenin uyarlanmasını talep etmek hakkına sahiptir2.

Hâkimin Sözleşmeye Müdahalesi

Yapılan uyarlama başvurusu üzerine hâkim, eğer yukarıda belirtilen şartlar gerçekleşmiş ise, (i) sözleşmede yer alan edimlerin uyarlanması ya da böyle bir uyarlama mümkün değilse (ii) sözleşmenin sona erdirilmesi yönünde karar verebilecektir.

İlk durumda hâkim, öncelikle uyarlanması talep edilen sözleşmede herhangi bir intibak ve/veya uygulanabilir bir özel kanun hükmü3 bulunup bulunmadığına bakarak öncelikli olarak bunların uygulanması ve herhangi bir düzenleme olmaması ya da mevcut düzenlemelerin uygulanmasının taraflar arasındaki menfaat dengesizliğini gidermemesi durumunda, son çare olarak, taraf iradelerini yansıtacak biçimde sözleşmenin uyarlanmasına karar verebilir4. Uyarlama, ifası aşırı güçlük yaratan edimin miktarının, ifa yerinin değiştirilmesi; edimin ifasına karşılık yapılacak ödemenin miktarını arttırılması veya yapılacak ödemenin taksitlere bağlanması, ödeme vadelerinin değiştirilmesi ve sair yöntemlerle gerçekleşebilecektir5. Hâkim, aşırı ifa güçlüğünün yarattığı dengesizliği hakkaniyet çerçevesinde giderecek uyarlama yöntemi ve/veya miktarını belirlemekte kural olarak serbesttir6.

Bununla birlikte, uyarlamanın mümkün olmaması veya yapılacak uyarlamanın taraflar arasındaki menfaat dengesizliğini giderememesi durumunda hâkim artık sözleşmenin sona ermesi yönünde hüküm tesis edecektir7. Bu sona erme, ani edimli sözleşmeler bakımından sözleşmeden dönme ve sürekli borç ilişkileri bakımından sözleşmenin feshi olarak karşımıza çıkacaktır. Diğer bir ifadeyle ani edimli sözleşmeler (ör: eser, satım, vb.) için, henüz ifa edilmemiş edim yükümlülükleri sona erecek ve ifa edilen banka teminatı, performans teminatı gibi edimler içinse tarafların iade yükümlülüğü doğacaktır. Öte yandan sürekli borç ilişkilerinde (ör: kira, iş, sigorta, vb.) aşırı ifa güçlüğü gerçekleşene kadar ifa edilmiş edimler bakımından bir değişiklik olmayacak, sona erme ileriye dönük olarak etkilerini gösterecektir8.

Konu ile ilgili detaylı açıklama veya bilgiye ihtiyaç duymanız halinde bizlerle iletişime geçebilirsiniz.

1 Sözleşmenin yeniden müzakeresinin dürüstlük kuralı gereğince tarafların ödevi olduğuna dair bkz. Başak Baysal, Sözleşmenin Uyarlanması BK m.138 Aşırı İfa Güçlüğü, güncellenmiş ve gözden geçirilmiş 3. bası, On İki Levha Yayıncılık, Ocak 2019, s.388.

2 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 5/A maddesinin 1. fıkrası uyarınca “bu Kanunun 4’üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır”. Bu konuda ofisimizin 28 Aralık 2019 tarihli bilgilendirme metnine buradan ulaşabilirsiniz.

3 Bazı sözleşme tipleri için uyarlama Borçlar Kanunu’nda özel hükümlerle düzenlenmiştir: m.296, 344, 363 480, 599.

4 Baysal, s.308; Gülmelahat Doğan, Aşırı İfa Güçlüğü Nedeniyle Sözleşmenin Değişen Koşullara Uyarlanması, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, 111. Sayı, 2014 Mart- Nisan, s. 12; Elif Pak, Türk Borçlar Kanunu’nda Aşırı İfa Güçlüğü, Seçkin Yayıncılık, Ocak 2020, s.113.

5 Kemal Oğuzman, Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, gözden geçirilmiş 16. Baskı, Vedat Kitapçılık, Şubat 2018, para. 624, Baysal, s. 404.

6 Oğuzman, Öz, para. 625.

7 Oğuzman, Öz, para. 627, 628; Baysal, s. 408.

8 Baysal, s. 409, 410,411.

ETİKETLER

yatırım, gayrimenkul, finans, ticaret, e-ticaret, icra kabiliyeti, enerji, bilgi teknolojileri, bağımsız denetim, dava, şahsi kefalet, esas sözleşme, şirketler, yönetmelik, veri koruma

SON YAZILAR

Bilgileriniz kaydedilmiştir. Teşekkürler.